Modernitenin Hastalığı: Sınıflandırmak ve Üst Anlatılar

(avrupa birliğinin dil anlayışının ALTÜST EDİLMESİ üzerine)

Modernite ve Yapısalcılık, özellikle iki dünya savaşından sonra yoğun eleştirilere maruz kaldı. Her şeyin (dil, cinsiyet, ırk, toplum…) akıllaştırılması ve sınıflandırılması bir saplantı haline gelmişti. Kaosa gerek yoktu. Her şey düzenli ve sınıflandırılmış olacaktı. Yapısalcılar dil ilişkilerini inceleyerek dili çözdüklerini zannettiler ama hiçbir zaman dilden şüphe duymadılar. Bunun için iki dünya savaşı yaşanmak zorunda kalındı. Belli bir dönemin düşünme yöntemleri faşizmi araladı. Sınıflandırma hastalığı vardı. Yani standartlaştırma. Akademik gücü ya da bilgi gücünü eline geçirenlerde böyle bir hastalık ve saplantı durumu var: Sınıflandırmak ve düzen yaratmak. Dolayısıyla her yerde evrenselliği aramak, evrenselliği vurgulamak. Bu sözde batının hastalığı. Şimdilerde ise batı nerdeyse her akademik ve yarı akademik etkinlikte farklılığı ve kapsayıcılığı vurguluyor. İnandırıcı gelmiyor.

avrupa birliği üyeleri  (bazen kuzey amerika) 1990’lardan beri çocuk ve yetişkin dil eğitim becerilerini sınıflandırmak için yüzlerce sayfa tanımlar yaptılar ve özellikler belirlediler. Öyle ki öğretmen adayları için ayrı, öğretmenler için ayrı ve öğrenenler için ayrı oldukça kapsamlı sözde dil portfolyoları ve profiller geliştirdiler. Öğrenenler için yüzlerce sayfa beceri ölçütlerini yazdılar ve sınıflandırdılar. Bir öğrenci hepsini tamamlamak istese ömrünün yetmeyeceği sınıflandırmalar yaptılar. Günümüzde dil öğrenimi ve öğretimi için bu kadar detaylı sınıflandırmalar yapılmasına rağmen hala dil öğretiminin istenilen seviyede olmamasının nedenleri bence modern aklın sınıflandırmacı anlayışıdır. Türkiye’de üniversitelerde hazırlık birimlerinde dil öğretiminin başarısız olmasının nedenlerinden biri dil eğitimindeki aktörlerin modern aklın bu  sınıflandırmacı sisteminin baskısı altında olması ve  tıpkı Charlie Chaplin’in Modern Zamanlar filminde bir makine dişlisinde çalıştığına benzer bir sahne yaşamasıdır. Charlie Chaplin Fordist tarzı bir fabrikada sistemin işçisi olarak hızlı üretim bandında çalışır ve en sonunda çalışmakla ve üretmekle kalmaz. Öyle bir hale gelir ki fabrikanın dişlisinin bir parçası olur. Bu gün dil öğrenme ortamındaki aktörler bu durumdadır.

                        

avrupa birliği, yök, meb, hazırlık birimleri ve dil programları bu modern aklın dil öğrenimi ve aktörleri ile ilgili geliştirdiği tüm becerileri ve yeterlikleri en ince ayrıntısına kadar yüzlerce sayfa hazırlasın, sınıflandırsın, sistemik bir sistem kursun, her türlü ölçme aracını geliştirsin yaptığı şey, iki dünya savaşının insana getirdiği kaygı ve korkudur. Programların başında Taylorist yöneticiler ve sınıflarda Fordizm tarzı aktörler bulunmaktadır. Müfredatı hızlı bitir, hızlı ölç, hızlı öğret, hızlı yetiştir ve sonuç verimlilik olsun. Kapitalizme hızlı bir şekilde öğretmen ve öğrenci yetiştir. Herkes fabrikanın bandında dil eğitimi alıyor ama kimse özgür değil. Modernite ve modern akıl bir otorite baskısıdır. Sınıflandırdıkça baskı artar. avrupa birliği dağılmamak için arkaik bir içgüdüsel tepki ile dil alanında modern aklın sınıflandırmacı gücüne sığınıyor ve aslında oldukça bilindik/bilinçli bir şekilde dil eğitimi aktörlerinin özgürlük alanlarını daha fazla yaratmak istiyor (!). Bunu ise aslında tarihsel ve politik bir bilinçdışı ile yapıyor. Elinde değil. Çünkü onun zihninde kolonyalitenin ve modernitenin aklı yatmaktadır. Evrenselcidir. İlk tepkisi hep budur. Aslında özgürlük alanı tanımaz. Öğretmenler de bu sistemin, bu makine dişlisinin içinde dönerek özgür olamazlar. Filmin sonu hapishanede biter çünkü hapishane (okul) daha güvenli görünmektedir. Polis halkı sürekli bastırır ve özgürlükleri kısıtlar. avrupa birliğinin bu modern aklına karşı çıkıyorum ve dil eğitimindeki aktörlerin kendi biricikliklerinin daha yaratıcı olduğunu biliyorum ama Max Stirner’ın (uyarlayarak soruyorum) sorduğu gibi: İnsan neden özgür ve yaratıcı olamayacağını bile bile kendi iradesini iktidara bırakır? Bir dil programındaki tüm aktörler sistemin kötü olduğunu bildiği, kaygılarını bedensel olarak deneyimlediği ve aslında bu sistemde yıllardır herkesin başarısız olduğuna tanıklık ettiği halde neden makinanın dişlisi olmaktan kurtulmak istemez? Neden buna rıza gösterir? Dil alanında bu modern akıl yerinden edilmeli ve dil eğitimindeki AKTÖRLER daha fazla özgürlük alanı kazanabilir. avrupa birliğinin dil eğitimi alanında emsali görülmemiş sınıflandırmacı, standarlaştırıcı ve evrenselci üst anlatılarına şüphe ile yaklaşılmalı. Bu saplantıdan kurtulmalıyız.